Kabus gibi çöküyor kararmış bulutlar yeryüzüne. Aheste aheste süzülüyorlar sonsuzluğa. Birazdan bir şeyler olacak. Günün henüz başlangıcı olmasına rağmen her yer karanlık.
Bulutlar arasında küçük bir kuş can havliyle kanat çırpıyor.
Belli ki çok korkmuş . Korkudan çırpılan kanat benim.
Rüzgarda katılıyor yaşanan hengameye. Her esişinde ne
varsa alıp götürüyor beraberinde. Yer toz duman, gök karanlık,
bir uğultu yayılıyor arza. İkisi arasında kalan korku benim.
Önce sakin insanlar, sonrasında tedirgin. İlkin damlalar atılıyor.
Sonra hafifçe serpiliyor yeryüzüne. Devamında sağanak bir
yağmur. Yağdıkça bağrına toprağın etrafa yayılan koku benim.
Bir kıpırdanma başlıyor sonra koşturmalar etrafta. Yağmur
görmeyen yerlere sığınmalar. Ağaçlar her damlada biraz daha
kendine geliyor. Ayılıyor tüm canlılar. Doğada başlayan bu tatlı
telaş benim. Çay bahçelerinde muhabbetler devam ediyor.
Herkes kendi havasında. Marketler biraz daha yoğun sanki.
Yağmurdan dolayı ekmek fırını önünde girilen kuyruklar yok
henüz. Sıcak bir ekmek almak için bekleyen bir tek müşteri var
içeride. Sabırsız gözlerle bekleyen müşteri benim.
Araba gürültüleri boğuyor kenti. Yağmur havayı temizliyor adeta. Tozdan, göğe yayılmış egzos kokusundan ve çamurdan. Sağanak yağış kesiliyor, çocuklar beliriyor sokaklarda. Cıvıl cıvıl sesler yayılıyor semaya. Kulaklarda yankılanan ses benim. Daralıyor ruhum çıkmak istiyor kınından. Bir ara sokak başında bekleyen yaşlı adama takılıyor bakışlarım. Bir noktaya dalmış gidiyor. Vücudu titriyor dizlerinde derman kalmamış. Direniyor tüm zorluklara. Her şeye rağmen tatlı tatlı bakıyor. Gözlerdeki o tatlı bakış benim.
Dönüyor sırtını ve gidiyor usul usul acelesi yok. Bir süre sonra gözden kayboluyor. Nasıl çıktı bilmiyorum ama bir anda küçük bir çocuğun yalvarmalı bir ses tonuyla mendil alır mısın abi demesi burkuyor yüreğimi. Üstü başı perişan ayağında yırtık ayakkabılar kirli bir surat ve masum bakışlar. Evine umut kaynağı olmuş mendil, geleceğine bir set. İşte o seti kaldırmak için verilen mücadele benim. Satılan birkaç selpak ve gülen gözler. Sağol abi diyor ve gelecek bir umut için düşüyor peşine başka ağabeylerin ablaların.
Umudun gözlerde barındığı sokak çocukları. Üzülmeyen yoktur onlar için. Hele kış günlerinde ne yaptıklarını kimse hayal bile etmek istemiyor. Yağan kar esen rüzgar hiç mi üşütmüyor onları. Yinede kimseye dargın değiller. Biraz yiyecek birde yatacak yer oldu mu sorun yok onlar için. Yazın bayram ederler adeta. Yer yatak olur çimler döşek. O da olmasa bir bank üstünde sabahlarlar. Çektikleri zorluklara rağmen yüzlerinden tebessüm eksik olmaz. İşte o eksilmeyen tebessüm benim.
Sokak kalabalıklaşmaya başlıyor. İşe gidenler, okula gidenler, alışverişe çıkanlar, boş boş dolaşanlar. Herkes bir yerlere gidiyor. O an öğrencilere özeniyorum. Okusaydım keşke verilen emekleri boşa çıkarmasaydım. Umudun kara tahtada beyaz geleceğe dönüşmesi çabuk yordu beni. Hayat telafisi olmayan tecrübedir oysa. Her tecrübeden sonra alınan ders benim.
Hemen sıyrılıyorum bu duygu atmosferinden. Bir kitapçının önünden geçerken stantta dergiler ilişiyor gözüme. Oldum olası dergilerin ön kapakları dikkatimi çekmiştir. Birkaç dergiye göz atıyorum. Baş sayfası orta sayfası derken bir yazı. Gözlerinde atılan çığlık benim. Bu başlık dikkatimi çekiyor. Bir solukta okuyorum. Enteresan geliyor cümleler. Okunan her satırda kendini bulan benim.
Dergiyi alıyor ve ayrılıyorum oradan. İleride ufak mütevazi bir dükkanda envai çeşit çiçekler müşterilerinin beğenisine sunulmuş bekliyor. Gül karanfil,lale ve adını sayamadığım bir çok çiçek. Bir demet gül yaptırıp eve doğru yola koyuluyorum. Güllerin arasına iliştirilmiş mütevazi sevgi sözcükleri benim.
Ağır aksak dönüyorum. Uzun bir zaman sonrasında gökyüzünde bir gül gibi açıyor güneş. Işık huzmeleri ısıtıyor yeryüzünü. Güneş tepeden vurdukça bunaltıyor. Terlememek için gölgelik yerlerden gitmeye çalışıyorum. her şeye rağmen içim rahat gönlüm huzurlu. Her geçtiğim sokaktan tanıdıklarla selamlaşıyorum. Hal hatır sorup ayrılıyorum onlardan. Biraz dertli biraz hüzünlü olanlara azda olsa sevinçli olanlar katılıyor. Mahalleye yaklaşıyorum artık. Saatimi kontrol ederken güzel bir ses tonu insanları kurtuluşa çağırıyor. O seslendirirken kutlu çağrıyı gönüllerde beliren tatlı huzur benim.
Şadırvanda boş bir yer bulmaya çalışıyorum. Nihayetinde çöküyorum boşalan bir yere. Havanın sıcak olmasına rağmen suyun soğuk olması vücudun azalarını canlandırıyor. Bir süre sonra müthiş bir atmosfer oluşuyor. Omuz omuza verilip tek vücut olmuş insanlar. Ruh o an arınıyor tüm çirkinliklerden. Alın ve burun yerdeyken yaşanan acziyet benim.
Yapılan yakarışlardan sonra çıkıp eve doğru ilerliyorum. Birkaç adım sonrası evin önündeyim. Artık dış kapıdan girmek üzereyim içeri. Zili birkaç defa çalıyorum. Çalan zil sesinin ardından kapı ardında müşfik ses tonu kulaklarıma ilişiyor. Sabah olmak üzere hadi kalk namaz vakti. İçimde tarifsiz bir acı ve ukdeyle ayılıyorum uykudan.
Kapıda gül demetiyle beklerken ayılmak zorunda kalan şahıs benim.
Muhammed Faruk ARSLAN |