Yakıcı güneş ve bunaltan havaya aldırmadan
umarsızca daralan bir yürekle soluyordum yaşamı.
Ömrümün anlamsızlaştığı anlardı, adımlıyordum
inadına yürek dünyamı…
Çocuklar da aldırmıyordu bir ben değildim yani…
Hayatın alışılageldik sıkıntılarını atmaktı maksat.
Biraz rahatlık biraz huzur bulmak.
Gaye bu olsa da atılmıyor sıkıntılar yürekten.
Bir diken yumağı halinde.
Çektikçe çoğalıyor ve beraberinde alıyor ne varsa.
Öyle bir an oluyor ki boğuluyorum
o boğdukça daralıyorum.
Ne kadar yok etmeye çalışsam da nafile.
durup oturmak; az sonra abdest almak niyetim.

            Koca şehirde içime ferahlık, ruhuma serinlik,
gönül deryama huzur verecek bir çeşme dahi yok.
Öyle bir andayım işte; olsun diyorum olsun.
Sıkıntılar ve daralmalar benim için değil mi diyerek
kendimi azda olsa teskin etmeye çalışıyorum.
Ne kadar teskin etmeye çalışsam da olmuyor.
Öyle bir an geliyor ki çatacak yer arıyorum.
Birilerine bulaşmak birileriyle dalaşmak istiyorum
ama yok kimse. Yok.
Bir dost bir arkadaş, yok işte, yok.
Alışıla gelmiş anlayış ve sözcüklerle bir ben mi
varım demeye dilim varmıyor.
Söyleyemiyorum.
Koca bir of çekiyorum içimin en derin ve yaralı yerinden. Of , of.
Ben bu anaforları yaşarken iç dünyamda.
Gökyüzü hafiften kararan bulut kümesiyle alıyor yerini.
Kendisine tahsis edilen hayat sahnesinde.
Çatlayan toprağa serinlik ve bereket,
Kuruyan ağaçlara canlılık
Daralan yüreklere ferahlık getirmek için.

             Yürümeye devam ederken hafiften çiseleyen yağmur ve tüm haşyetiyle çakan gök gürültüsü.
Sıcak ve bunaltan hava yerini yağmura bırakmış daralan gönüllere ferahlık getirmişti.
bardaktan boşalırcasına.
Ardından tekrar bir gök gürültüsü. Bir daha.
Sanki bir şeyi hatırlatmak istiyordu bana.

“Kuşluk vaktine and olsun.
Karanlığı iyice çöktüğü zaman geceye
Rabbin seni terk etmedi ve darılmadı da.
Şüphesiz senin için son olan, ilk olandan (ahiret dünyadan) daha hayırlıdır.
Elbette Rabbin sana verecek, böylece sen hoşnut kalacaksın.
Ve seni yol bilmez iken, doğru yola yöneltip iletmedi mi
Rabbinin nimetini durmaksızın anlat.”

Yoktan her şeyi veren Rabbime hamd olsun.
Hamd olsun verdiği ferahlığa ve sıkıntıya.
Hamd olsun beni unutmayana.
Hamd olsun.



Muhammed Faruk ARSLAN