Kan çanağı Filistine.

        Göklerinde mavi bulutlar yerine kara bulutların eksik olmadığı şehir.
Kuşların semada özgürce kanat çırpıp uçmak istediği kutsal mekan.
Sokaklarında çocukların oyun yerine ebabil kuşlarına özendiği şehir.

        Ebrehe’nin filleri yine dolaşıyor meydanlarda. Taş üstünde taş
bırakmıyor. Tanklar ve uçaklar ölüm kusuyor minik bedenlerin üstüne.
Sapanlar silah, taşlar mermi oluyor Filistinde. Ufak yürekler cesurca
duruyor karşısında metal yığınların. Davud’un sünnetini ifşa ediyorlar
kutsal mekanlarda. Her biri Davut oluyor taşlarıyla Calut’un ordusuna
karşı direnmek için.

         Okul yok, iş yok, aş yok buralarda. Sokaklar çiçek yerine barut ve
kan kokuyor. Her gün yeni bir feryat yükseliyor semalara. Yeni tohumlar
ekiliyor toprağa. İsimleri İmad oluyor Muhammed oluyor kimi zaman.
Ağaçlar yeşillenmiyor hiçbir mevsimde. Güller mağrur durmuyor burada.
Çocuklar çocukluğunu yaşayamıyor. Dünyaya gözlerini açan her çocuk önce kan ve gözyaşı görüyor Filistinde. Minik yürekler direniyor burada korkmadan. Hepsi sonsuzluğa aşık ve haykırıyorlar aşklarını her vakit.

        Sonsuzluk şehit olmanın adı. Vuslata ermenin. Cennete uçmanın adı. Resulun yolunu sürmenin adı. Kutsal mekanlarda canını verirken göz kırpmamanın adıydı. Kızlar bile ön safta. Kınalı eller taş savuruyor köhne yüreklere. Hayalleri vardı onların her genç kız gibi. Bakışlarda özgürlüğün yangını vardı. Beyaz gelinlikle mutlu bir yuva kurmak vardı. Hayaller bir kenara bırakılmıştı artık. Onlar için özgürlük her şeye bedeldi. Vazgeçilmişti tüm isteklerden. Zulüm görerek yaşamaktansa ebedi hayata kanat çırpmak yeğdi.

         Güneş bile isteksiz doğuyor bu kentte. Rüzgar unutmuş esmeyi. Yağmurlar küsmüş. Bir damla yağmak istemiyor. İşte yeni bir gün böyle başlıyor Filistinde. Çocuklar ellerinde kalem yerine sapan çanta yerine taş taşır. Çiçek yerine taşlar süsler burada sokakları. Çetin bir hazırlık var. Dikkat çekiyor ön safta beş ve altı yaşındaki çocuklar. Taşı savururken göğsünü siper etmiş ölüm makinasından korkmuyor. Hemen arka safta başı puşiyle sarılı gözleri maveraya dalmış gençler. Yerini alıyor onların arkasında otuzun üzerinde olanlar.

        Anneler ah anneler! Bağırları yanık gözleri yaşlı anneler. Onlar boş durur mu hiç? Kimisi evladını kaybetmiş eşini kimisi. Herkes bir saf tutar burada. Çocuklar ön saftadır ve kızıl kıyamet kopar bir anda. Silah seslerine tekbir sesleri karışır. Uçuşur havada kurşunlar. Taşların müthiş uğultusuyla yürekler titrer. Karışır birden ortalık. Bir Yahya düşer toprağa bir Fethi bir de Sena. Çocuklardır can veren.

        Kimi vurulmuştur göğsünden ve kalbinden kimi başından ve yüreğinden. Umutlar yok olmuş başka bahara kalmıştır her şey. Ambulanslar acı acı öter. Biri gelir biri gider meydandan. Tıklım tıklım dolar hastaneler ve kan kokar ortalık. Küçük bedenlerden mis kokuları arşa yükselir. Gökyüzü kızıla çalar rengini. Melekler bile onları kıskanır. Filistinde böyle geçer günler.
Ertesi gün yine aynıdır her şey. Anne öper koklar ve Allaha emanet eder okula gönderdiği evladını. Çocuklar evden ayrılırken helallik dilemeyi unutmazlar. Önce annesinden sonra babasından. Sokaklar sessiz ve sakin hava kara bulutların hükmünde. Kuşlar yok semada. Sokaklar ya bir film karesi almak için bekleyenlerle ya da akbabalarla dolmuştur. Duvarlar mermi izleriyle kevgire dönmüş adeta. Burada zaman su gibi akıp gidiyor. Her şey akşamın karanlığı ile duruyor bir sonraki güne kadar.

        Acının ne demek olduğunu anlamak için tatmak lazım o duyguyu. Kimse kimsenin halinden anlamıyor. Kimse koşmuyor kimsenin yardımına. Baharlar gelmiyor yüreklerine hiç kimsenin. Laleler açmıyor bahçelerde. Hanımeli eskisi kadar güzel kokmuyor. Karanfiller renk değiştirmiş. Güller kırmızıyı sıyırıp teninden karaya bürünmüş. Gözler umutla geleceğe bakamaz olmuş. Ruh kabına sığmıyor artık. Yük çok ağır geliyor.

        İsyan kapıya dayanmış ha bire çalıyor. Şeytan boş durmuyor. İnsanlarla el ele vermiş harıl harıl çalışıyor. El ve ayaklar tutmaz olmuş. Dizlerde derman kalmamış. Derinden içli bakışlar fırlatılıyor bir göğe bir de yere. Yağmur yağmıyor bunalmış yüreklere. Kalp görevini unutmuş. Damarlar daraldıkça daralıyor.

        Dimağ iflas etmek üzere. Ciğerler hava yerine hüzün soluyor her nefes alış verişinde. Boğaz hiçbir şeyi yutkunamıyor. Bedene ağır geliyor bu. Taşıyamıyor yüklenen yükü. Bir çıkış yolu olmalı mutlaka. Kurtulmalı zulmün esaretinden. Haykırıyor paslı yüreklere öfkesini. Öfke taş oluyor sapan oluyor. Arasına tekbir koyup paslı temren gibi savuruyor göğsüne zulmün. Yer ağlıyor gök ağlıyor olanlara.

        Zulümden dağlar titriyor. Taşlar yerinde duramıyor. Ağaçlar boyunlarını bükmüş utanıyorlar. Tarlalar hasat vermiyor. Canlılar bir şeyler yapamamanın verdiği üzüntüyle eziliyor. Dünya sadece olanları izliyor ve kınıyor. Kınasın dünya ve kınasın İslam ülkeleri. Ucuz cennet hesapları yapıp dursun müslümanlar. Allahın kendilerini sevdiğini sanıp avutsunlar nefislerini. Halbuki Allah kimleri sever biliyor musunuz? “Allah; kendi uğrunda kenetlenmiş bir duvar gibi saf halinde savaşanları sever”.
       Dün; Bosna, Afganistan ve Tacikistan.
       Bugün; Çeçenistan, Irak ve Filistin.
       Yarın? varın siz söyleyin, benim söylemeye dilim varmıyor.

      Muhammed Faruk ARSLAN