Fecri sadıkla gün doğmaya başlıyor. Hafif hafif yükselen güneşin şavkı vuruyor pencereden odamın ücra köşelerine. Her şey hüzzam makamında eşlik ediyor gün doğumuna. Bedenim uykunun esaretinden usulca sıyrılıyor. Doğruluyor ve pencereye yöneliyorum ağır aksak. Yeryüzü tüm vasiliğine rağmen dar geliyor bana..
Masivayı temaşa ederken hafif bir titreme kaplıyor bedenimi. Bir kaç hatve ile evin eyvanına doğru ilerliyorum. Uykunun mahmurluğu ile tüm gücüm ifna olmuş sanki. Ayakta durmak için gayret gösteriyorum. Ve atıyorum son adımlarımı kapının eşiğinden dışarı. Daha fazla zorlayarak kendimi heder etmek istemiyorum..
Natüvan düşmüş bedenim kapının önündeki mindere bırakıyor kendini. Güneş sühunetini tüm endamıyla yüzüme doğru vuruyor. Yeğin bir süreçten sonra kendime geliyorum. Lerzelerim sona ermiş ve yürek çarpıntılarım nihayet bulmuştu. Mesrur bir şekilde tekrar odama dönüyorum. Dimağımı latif şeyler düşünmek için icbar ediyorum. Kesif duygularla sökün ediyor ruhumdaki bedbinlik.
Kısa bir gezinti için babacan tavırlarla yürüyorum avenülü caddelerden. Ben yürürken rüzgar hafif hafif vuruyor çehreme. Ruhumun bamteline dokunuyor sanki her şey. Faydalı şeyler yapmak için düşüncelerimi berkitiyorum hafzalamda.
O karamsar ruh halinden kurtulup usul usul cevelan ederken her şeyin bir ahenk içinde olması beni ziyadesiyle rahatlatıyor. Keşke diyorum bu güzel haller bende daim kalıcı olsa. Ben de bu halleri tüm rikkatimle nazik bir şekilde aksettirsem etrafıma ve sefih halde yaşayan insanlar nadim olup vazgeçse bu hallerinden. Şaşkın bir vaziyette bakarak süzüyorum etrafımı inanın etraftan vesim kokular geliyor.
Bu kokular gönlümü şadan kılıyor. Ruhum ve tüm bedenim tahfif olmuş bir şekilde deniz kenarına varıyorum. Bankta oturup derin derin düşünürken martıların vaveylaları dolaşıyor zihin kıvrımlarımda. Tüm meşakkatine rağmen hiçbir zaman yeise düşmeden şeyda gibi bir dalıp bir havalanıyorlar yiyeceklerini çıkarmak için koca ummandan. İnsan diyorum keşke şekva etmese halinden ve inler bir halde tazarru etse rabbine. Bunları gördükçe tahassüs oluyorum.
Günlümün dehlizlerinde doğanın vermiş olduğu o letafeti rabbe münhasır kılıp seyyahı olduğum bunaltan bir günün ilerleyen vakitlerinde şimalden esen yelinde etkisiyle vücudumda şedit bir kasılma baş gösteriyor. Ve ben bu halleri de göz önünde bulundurarak kısık bir sesle neşideler okuyarak meftun olduğum eve dönüyorum.
İnzivaya çekildiğim bir günün nihayetinde odama doğru yöneliyorum. Hülasa bir gün daha iç hesaplaşmalarımla geçmiş ve halas olmak adına arayışlara dalmıştım. Fakat her şeyimle acıklı bir durumdaydım. Zorluklara karşı direnerek ayakta durmaya çalışan ve hayatını idame ettiren bir martı kadar dahi olamamıştım.
Sonra gözüm duvarda asılı duran ve bana adeta serzenişte bulunan resme ilişiyor. Bir resmi bir de kendi halimi temaşa ediyorum. Bir anda ruhum daralıp nefessiz kalıyorum. Ve dizüstü çöküyorum olduğum yere. Seraser vücudumu soğuk ter taneleri esir alıyor.
Boynum bükük, kalbim şikeste ve şiven bir halle gözlerimden yaşlar dökülüyor. Sonra tedricen kendime geliyorum odamda asılı duran tablodaki söze kayıyor gözlerim ve o söz ruhumu rahatlatıyor.” Dikkat edin, kalpler ancak Allah'ı anmakla huzura kavuşur.”
İşte o an işin vahametini anlıyorum. Heba olan zamanlarımın kıymetini bilmenin vakti geldi diyorum kendi kendime. Mahzun bir şekilde boynumu büküp tebcil ediyorum onu. Mukassi bir günün ardından naçar bir şekilde dönüyorum yüzümü ona ve en safi kelimelerimi kullanıyorum mazbut bir yaşam sürmek adına, tazarru ediyorum naz makamında.
Rücu ediyorum rabbim;
tüm serkeşliklerimden kemter düşüncelerimden, hodbinliğimden hercailiğimden;
hacalet duyuyorum hasisliğimden..
Fecaat bir durumdayım Rabbim beni bu dilhun vaziyetten al. Giran geliyor bana, sana karşı çok hacilim. Vaad ettiğin gayya çukurlarına düşürme rabbim. Beni ebkem bırakma; girift duygulardan kurtulmam için bana bir emare ver rabbim….
Bu esnada kurandaki o müthiş ayet yankılanıyor zihnimin kıvrımlarında. ”Kullarım sana beni sorarsa; şüphesiz ki ben, çok yakınım. Bana dua edince ben, o dua edenin duasına icabet ederim. Öyleyse onlar da benim davetime icabet etsinler. Bana iman etsinler ki, doğru yola varmış olsunlar.”
Döndüm yüzümü geldim kapına, affına sığınıyor, davetine icabet ediyorum Rabbim…
Muhammed Faruk ARSLAN |