“Nun. Kaleme ve onunla yazılanlara and olsun.
Bürüyüp örttüğü zaman geceye.
Açıldığı zaman gündüze.
İncire zeytine ve rüzgara.
Koştukça koşanlara ve kıvılcım saçanlara.
Tozu dumana katanlara.
Güneşe ve aydınlığa
ardından gelmekte olan aya.
Göğe onu bina edene.
Kuşluk vaktine fecre ve on geceye.
Hem çifte hem teke.
Vaad olunan güne and olsun.”
Gece yerini güzel bir günün başlangıcına
bırakacak
artık. Güneş huzmelerini hafifçe yayacak
yeryüzüne.
Canlılarda durmadan bir telaş bir
koşuşturma olacak.
Kara umutlar ak kağıtlara
dökülecek. Ne varsa yazılacak.
Sonra dörde katlanıp
muhabbetle yollanacak.
Yüreğinden olduğu gibi akacak
özlemler. Sevda yüklü
cümlecikler duygu atmosferinin
can alıcı akışına bırakacak
kendini. Sonra nakış nakış
işlenecek. Gönül ikliminden
kendini rüzgara kaptırmış
bir ah çıkacak derinden.
Gül misali derilen sözcüklerin
kokusu yayılacak semaya.
Geçmişe dair ne varsa canlanacak dimağında.
Okuduğun kelimeler çoraklaşmış yüreğinde
bitimsiz tatlar bırakacak. Mahremiyle berkittiğin özlemlerine gözlerinden hafif hafif süzülen yaşlar eşlik edecek. Sıcaklığına bakmadan yudumlanan çayın aşağı inerken damakta bıraktığı yangınlar hissedilmeyecek. Gemilerin nazlı nazlı süzülüşlerine nazire edercesine süzülecek kelimeler. Bizar bir gönlün kesif duyguları kalemle kesiştiği yerde kasavet olacak. Müphem kalmayacak hiçbir duygu yazarken. Şedit serzenişlerle kurulan cümleler yerini nazik gönül okşayan methiyelere bırakacak. Hülasa böyle bir hengamede yazılacak her şey.
Sen yazarken özlemlerini hasretlerini en yalın haliyle kağıtlara hiç bıkmadan ve usanmadan. Ben tenhasına çekileceğim duygularımın ve gölgesinde okuyacağım yazılan her satırı. Kimi satırlarda sitemler kimisinde ise özlemler okuyacağım. Duracağım duygu atmosferinin göğsümü daraltıp göz yaşlarının mürekkebi dağıttığı yerde. Hani bana dair yazmak için gösterdiğin çabanın neticesiz kalışını cümlelerin eğikliğinden anlayacağım.
İşte o an içim burkulacak. Yalazına dayanamayacak kalbim. Damarlarım yerlerinden fırlayacak sanki. Buğulanmış gözlerim içimdekileri dışa vurmak için sabırsızlanacak adeta. Düşen her damla sen olacaksın. Hasretin olacak. Kinayeli çıkacak her söz okurken. Diken diken batacak yüreğime. Ne varsa beraberinde alacak. Bir anda kevgire dönecek düşüncelerim. Yazdığın cümlelerin en içlisine akacak gözyaşlarım. Kinayeli yazdığın her kelime boğazıma ilmek ilmek dolanacak. Sökülmeyecek hiçbir zaman. Açmaya çalıştıkça saracak benliğimi. Sözlerinle ne olur yaralama yüreğimi. Yüreğim ki korunağın barınağın sevda denizin gönül sarayın.İklimin ve dört mevsimin. Yüreğim ki yaşam suyun hülasa senin her şeyin.
Gidiyorum sürgün olduğum.
Gidiyorum gözlerinde mahpus olduğum hem de dönüp ardıma bakmadan ve düşünmeden geçmişte yaşanmışları. Kızmadan ve darılmadan hiçbir şeye. Gidiyorum ve bırakıyorum sana dair yaşanmış ne varsa.
Gönül sarayımın anahtarlarını sunmuştum oysa. Nadasa bıraktığım yürek bahçemde özgürce kanat çırpman için ne hazırlıklar yapmıştım. Fırat kadar soğuk Dicle kadar haşin bir yürekti bana bıraktığın. Kulaç atılamayacak kadar sığ. Tutunamayacak kadar kaygan sensiz zamanlarda gezdiğim dağlar kadar ıssız ve sarp yokuşlar kadar çetin bir yürek. Dağların keskin yamaçlarında zorlanmadım hiçbir zaman yürek kıvrımlarında zorlandığım kadar. Ben sana hiçbir şey vaad etmedim. Ne Nil’in serin sularını nede yedi harikasını dünyanın. Sana sunduğum kirletilmemiş saf ve temiz duyguların barındığı bir kalpti oysa.
İşte şimdi gidiyorum sürgüne gark olduğum. Biraz mecruh biraz bizar ve kalbi şikeste bir halde umutlarımın her an makes bulacağı bir yere gidiyorum. Seni sensiz yaşamak zorunda bırakma beni. Ya kılcallarına karış her zerresinde vücudumun yada hayallerime dahi girme.
Ardıma bile bakmadan gitme vaktidir artık. Bir mum misali zaman eriyor elimde. Tortusundan başka bir şey kalmıyor geriye. Posası çıkarılmış sevgi sözcükleri kalıyor payıma. Yıllar geçse de sensizliğin dar sokaklarında; baş başa kaldığım yaralı yüreğimle en güzide kelimelerimi berkiterek dimağımda yalın bir halle sağına doğru kaykılarak omzumun, acındırmadan ve geçmişten hiçbir şekilde dem vurmadan kalbini avucumda tutar gibi geleceğim.
Sen ki yılların ağırlığı altında ezilmiş umudumun hayat kaynağı olan sevgilim. Bülbülün uğruna can verdiği kırmızı gülüm.
Gönül toprağımın can suyu.
Duygularımın yalazındaki acı.
Geçmişim ve geleceğim.
Gönül çeperim.
Sevaplarım ve asla kabullenmediğim hatalarım.
Tutan elim, yürüyen ayağım.
Dizimdeki derman, gönlümdeki amansız fermansın.
Gülüşüm, bakışım, bazen kahkaha atışımsın.
Ağlarken gözümden düşen gözyaşım.
Gönlümdeki acım, kalbimdeki sızım ve kederimsin.
Sensiz kaldığım zamanlarda
bir bakış bir gülüş yolla sevgi dolu yüreğinden.
Sen ki gönül gözüm.
Dilimden asla düşürmediğim son sözüm.
Bir tanem canım sevgilim.
Muhammed Faruk ARSLAN
|