Saf bir yüreğin duygusal yanından devşiriyorum kelimeleri.
Gönlümün dağarcığından sevgi cümlelerini bir buket yapıp sunuyorum.
Yazdığım her satır buram buram hasret kokuyor.
Yılların özlemi film şeridi gibi geçiyor. Bulutlar hüzne bürünmüş.
Güneş nazlanıyor şavkını dağıtmak için. Nadasa bırakılmış satırlar
ışık huzmelerinin ağırlığıyla yansıyor kağıda.Sen düştün bugün yadıma.

                 Düşe kalka indiğimiz eşik önündeki merdivenler yok artık.
Bahçede meyvelerini yediğimiz çeşit çeşit ağaçlarda. Gövdesine
bağladığımız iplerle sallandığımız salıncakta yok. Bahar gelince
dallarında kuşların öttüğü ağaçları arar olduk. Saksıdaki çiçekler
solmak üzere. Bunları yazarken gözlerimden hafifçe yılların
özlemi akıyor. Rüzgar yangınını üfürüyor yüzüme. Dimağımda
berkittiğim onca kelimeler gayri ihtiyari dökülüyor. Kalem ve
kağıdın buluşmasıyla akıyor bir bir. Fütursuzca dikilmiş koca
binanın teras katından özlemlerimi dillendiriyorum. Yalın cümleler
kurmak için çabalıyorum. Duygular bile burada samimi olmuyor.
Zafiyete uğruyor çıktıkça. Söylenen her söz havada kalıyor
ve alıp götürüyor rüzgarlar.

                 Kuşluk vaktine münhasır kıldığım acı bir kahveyle
sıyrılıyorum bu kasvetten. Müthiş bir manzarayla beraber
geçiyor günüm. Bir yanım uçsuz bucaksız mavi bir deniz,
gemilerin özgürce açıldığı. Her atılan oltayla çıkması beklenen
bir umut. Yüzeyinde içine iliştirilmiş bir notla gelişigüzel
bırakılan birkaç şişe. Harıl harıl taşınan yolcular. Onlara eşlik ederken çığlık çığlığa kanat çırpan martılar.
Diğer yanda kuşların cıvıl cıvıl şakıdığı.

                 Çocukların rahatça koşup oynadığı. Ömürlük çeşit çeşit ağaçları barındıran ve bunaldıkça sıcaktan gölgesinde dinlenip koyu muhabbetlerle beraber semaver çayının yudumlandığı koca orman. İkisi arasında sıkışıp kalıyorum. Bazen bir iskemlede saatlerce etrafı gözleyerek masivaya dalıyorum. Ya da kanepeye uzanıp boylu boyunca bulutların arasında kayboluyorum. Sonra üşümüş bir bedenle tekrar uyanıyorum.

            Öğlen vakitleri çekilmez oluyor. Güneş tam tepedeyken tüm ışınlarını sarkıtıyor ve kavuruyor ne varsa. Yoğun sıcakla beraber çöken rehavet vücudu mayıştırıyor. Gözler dalmak üzere. Ağırlaşmış bir beden ve açılmayan gözler kendini bir anda bırakıyor uykunun kollarına. Tatlı hayaller ve görülen düşler..

                 Bir anda karışık duygularla irkiliyorum. Teras etrafındaki korkulukların hemen kenarına gelerek tekrar süzüyorum manzarayı. Sonra rüzgarın hafif hafif esmesiyle masa üzerinden uçup bir kenara düşen sayfayı alarak yazmaya kaldığım yerden devam ediyorum.

                 Sokaklar çok kalabalık buralarda. İğne atsan yere düşmez diye tarif ederler ya işte öyle. Nereye gittiği belli olmayan insan yığınları arasında kaybolmak istemiyorum. Samimiyet yok kimsede. Dostluklar menfaatler üzerine kurulu. Arkadaşlıklar kalmamış. Burada çok insan yaşıyor ama yalnız. Güven kalmamış toplumda. Kimse kimseye derdini anlatamıyor. İnsanlar kendi havasında. Herkes kendine bir dost bulmuş. Kimi içkinin beyni uyuşturan sarhoşluğuna bırakmış kendini.

                 Kimi kumarın göz boyayan kısa yoldan zengin olma hayaline aldanarak heba etmiş geleceğini. Camiler ezan vaktinde sadece bir yada iki kişi görüyor. Burada yüzlerine hasret kalıyor müslümanların.

                 Aileler huzuru çay bahçelerinde barlarda veya plajlarda arıyor. Çocuklar eve alınmış biblo gibi. Sevgi ve merhametten uzak. Bir annenin şefkatli kollarıyla tanışmamış. Hepsi ya bir hizmetçi yada çocuk bakıcı tarafından büyütülüyor. Babalar eve getirdiği rızkın helaline haramına bakmadan görevini yerine getirdiğine inanıp huzurlu olduğu kanısına varıyor. Her şey bambaşa burada.

                 Kendimi sorguluyorum durup dururken. İçinden çıkamıyorum sorduğum soruların. Zihnim uyuşuyor bunalıyorum. Bir yerde tıkanıp kalıyorum.

                 Havanın kararmasıyla beraber rahatlamak ve duygu yoğunluğundan kurtulmak için atıyorum kendimi deniz kıyısına. Hafifçe esen rüzgara eşlik edip çıplak ayaklarla kumsalı adımlıyorum. Az ileride oturup çocuklar gibi kumlardan kaleler yapıp tekrar yıkıyorum. Deşarj ediyorum birikmiş duygularımı. Zembereği boşalmış saat gibi rahatlıyor ruhum.

                 Çocukluğumda deniz yüzeyinde defalarca yüzdürdüğüm taşlar ve geçmişe dönük özlemlerim geliyor aklıma. Bir ara deniz yüzeyindeki ışıl ışıl parlayan gemilere takılıyor gözüm. Uzun bir müddet dalıp gidiyorum. Sonra rüzgar deli deli esmeye başlıyor. Gönlüm huzurla dolmuş bir vaziyette kendimi avutarak geldiğim gibi dönüyorum tekrar.

                 Sokaklar ıssız kimseler yok ortalıkta. Lambalar gecenin koyu karanlığını gündüze çevirmiş. Gecenin sessizliğinde sesler yankı yapıyor. Attığım adımlar kulağımda yankılanıyor. Gözler günün yorgunluğu ve rehavetiyle uykuya teslim olmak üzere. Eve çıkıyorum usul usul. Teras katına kurulmuş mütevazi bir yatağa olduğu gibi bırakıyorum vücudumu. Gökyüzünde parlayan yıldızlara bakarken gözlerim hafifçe kapanıyor. Yarına hazırlıklı olmak için yatağa gömülüp uykunun efsunlu kollarında kayboluyorum.


                 Muhammed Faruk ARSLAN