|
Sevginin dumura uğradığı günlerin geride kalmasını
umarak göğün yüreğindeki mavi bulutların akışına
bırakıyorum
kendimi. Her şey bambaşka bugün gülüm.
Gökte bulutlar, yerde ağaçlar, yapraklar, toprağın bağrına
hoyratça uzanmış taşlar ve çiçekler bir başka. Hiç bu
kadar
umutla bakmamıştım maveraya. İçimde çağlayanlar coşuyor gülüm.
Rüzgar her estiğinde bağrımda büyüttüğüm sevgi
çiçekleri bir sağa bir sola sallanıp duruyor. Yürüyorum
doğanın kalbine doğru. Dereler geçiyorum ağaçlıklar
ve nice çiçekler. Aralarından süzülüyorum sarp vadilerin
tenhasına. Uzunca yürümelerden sonra vücudum kendini
bir pınarın başında sere serpe bırakıveriyor yeşilliklere.
Ne kadar yürüdüm bilmiyorum ama bildiğim tek şey
çok yorulmamdır. Uzanıyorum çimlere ve süzüyorum
gökyüzünü. Güneş tüm letafetiyle göz kamaştırıyor.
Bulutlar arasından koca gövdesiyle süzülen uçaklar ve onlarla
adeta yarış eden kuşlar. Herkes kendini kaptırmış gidiyor.
Mazi canlanıyor birden gözümün önünde gülüm.
Hani kalabalık şehrin gürültüsünü çekemeyen bedenlerimiz rahat ve huzur bulacağı yerler arıyordu. Laçkalaşmış bir hayatın içinden doğayla baş başa kalarak onun havasını teneffüs etmek… Koca ormanların asırlık ağaçları arasında o güzel havayı solumak ve bir nebze olsun gürültüden kaçmak. Dimağımızı allak bullak eden insan yığınlarının nereye ve nasıl gittiklerini bilmeden fütursuz yaşamları. Uzun yollar geçiyor ve geçtiğimiz mevkideki güzelliklere hayran kalıyorduk. Bir an önce varmak istememiz sabrımızı tüketiyordu. Birkaç saat sonrasında varmıştık nihayet hayal ettiğimiz yere. Uzun bir yolculuktan sonra iniyoruz. İlkin teneffüs ettiğimiz temiz bir hava ve sonrasında birbirini takip eden güzellikler. Bunları düşünürken beynim uyuşuyor gülüm.
İlk dikkatimizi çeken küçük bir dere üstüne kurulan tahta köprü ve şırıl şırıl akan su. Etraf çeşit çeşit ağaçlarla kaplı. Gürgen, akasya, ceviz ve çam ağaçları. Aralara belli mesafelerde tutturulmuş oturak ve masalar. Nice kışlar ve yazlar gürmüş ağaçların hemen diplerine düşmüş yapraklar ve kırılmış küçük dallar. Arada göze çarpan çiçekler ve inşa edilmiş turistik tesisler. Yavaşça yürüyoruz ormanın içlerine doğru gülüm.
Gördüklerimiz bizi hayran bırakıyor. İnsanın hep böyle yerlere özlemi var sanki. Bir huzur buluyor doğanın güzellikleri arasında. Gezmelerimiz bitmiyor ama gelinen yol uzun vakit kısa ne kadar dönmek istemesek de mecburi dönmek zorundayız. Son kez geldiğimiz yerleri dolaşıyor ve o atmosferi doyasıya soluyoruz. Başka yollar arıyor ve deniz yolunu seçiyoruz dönmek için. Kısa muhabbetler arasında vakitler nasıl geçiyor anlamıyoruz bile.
Nihayet yol bitmiş deniz yolculuğu için başlangıca gelinmişti. Yoğun araba trafiği ve artık kararmaya başlayan havayla işten eve dönmek için sabırsızca bekleşmelerin verdiği tatlı bir telaş. Denizin akşam karanlığında esen sert rüzgarla beraber dalgaların kıyıya vurdukça çıkardığı hırçın sesler. Oldum olası sevmemiştim denizin hırçınlığını. Çıkan sesler tüylerimi ürpertiyor gülüm. Senide telaşlandırmamak için sesimi çıkarmıyor ve belli etmiyorum. Demir yığını koca gövdesiyle usulca kıyıya yanaşıyor.
Açılan kapılar ve taşan sabırlarla içeri doluşan insanlar. Hafifçe sola çarklarla ayrılıyoruz kıyıdan. Biraz sonra güverteye çıkıyoruz. Haşin esen rüzgar ve havada kanat çırpmadan süzülen martılar. Her şey ne kadar güzel değil mi gülüm? Martılar bir parça ekmek kapabilmek için yılmadan uçuyor kenarında feribotun. Uzun mesafeler ne kadarda kısa geliyor. Varmak üzereyiz artık. Kıyıya yanaşıyor ve iniyoruz feribottan. Karışıyoruz tekrar kalabalık şehrin bedbin insanları arasına. Çok çabuk geçti gülüm yaşananlar çok çabuk.
İşte bir gün daha bitmiş ve ayrılma zamanı gelmişti. Gece bürüyor gündüzü karanlığıyla. Feribotun ayrılmasıyla sırtımı dönüp yola devam ediyorum. Döner dönmez ayılıyorum. O kadar çok dalmışım ki sırtımı dönerken pınara düşmüşüm gülüm. Yavaşça doğruluyorum yerimden.
Sırılsıklam aşıklar gibi dönüyorum. Sarp yokuşlardan patika yollardan ve tüm ihtişamıyla büyüleyen dağlardan. Son demleri senden kalan zamanlarımın.
Artık gitmem gerek.
Yüreğim seninle hayat buluyor gülüm.
Hoşça kal.
Hücrelerime işlenmiş sevgimle kal.
Gönlüme işlenmiş bakışınla kal.
Dimağıma işlenmiş güzelliğinle kal.
Herkes değişse de sen değişme; olduğun gibi kal.
Hasretinden gönlümde solan çiçekler sevginle açsın.
Ben sana sende bana muhtaçsın gülüm.
Muhammed Faruk ARSLAN
|
|
|