Sevginin katmerleştiği zaman diliminden sesleniyorum sana Şilan. Gönlüm daralıyor ve ben sıkılıyorum sensiz kaldığımda. Ruhum kendini hasret çağlayanlarına bırakmak istemiyor ama fazlada direnemiyor. Kalbim kan pompalarken damarlarıma kılcallarımda gezinen hasret ve özlem tanecikleri de eşit oranda dağılıyor vücuduma. Uçsuz bucaksız çöllerinde yüreğimin sen isimli çiçekler açıyor. Solmaması için gözyaşlarımı katık ediyorum tenhasında kaldığım zaman gönlümün. Gözlerimin kıvrımlarında intizar yüklü tanecikler var Şilan.

           Akan her gözyaşı sonrasında yanağımda bir iz kalıyor senli zamanlardan. Yalnız kaldığım anlarda onlarla dertleşiyor ve seni yad ediyorum. Islanan kirpiklerimin arasından puslu bakışlarla maziye dalıp gidiyorum Şilan. Dimağımda sensizliğin verdiği kinayeli bakışlarla huzursuz ediyorum kendimi. Bahtımın karasına çalan bir renkle bulutlar alıyor semada yerlerini. Gönlüm kevgire dönmüş Şilan.

           Her deliğinden hasret ve özlem dökülür olmuş. Deli divane olmuşum adeta. Her zerrem titriyor. Mahzun ve bizarım artık. Yağmur; taneciklerini usulca serpiştirmeye başlıyor toprağın bağrına. Çatlamaya yüz tutmuş toprak kendine geliyor. Boynu bükük bir şekilde hayata küsen çiçekler doğruluyor ve daha mağrur bakıyorlar. Kısa bir bunalımdan sonra kendime geliyorum Şilan.

           Günlerim seni anmakla, gecelerim iç çekişmelerimin vermiş olduğu ızdıraplarla geçiyor. Aç kaldığımda ekmeğim oluyorsun susadığımda suyum. Gece sen olmadan varmıyor sabaha. Yıldızlar eskisi gibi parlamıyor. Ay nazlanıyor çıkmak için. Her şey bu şehre küs Şilan. Sensizliğin dağlarında üşüdüm hiçbir şey ısıtmıyor beni. Damarlarımın kanı çekilmiş benzim solmuş vücudum pörsümüş bitmek üzereyim. Gel ve sevda sağanağınla hayatın kollarında ıslat beni. Yarın geç olmadan gel Şilan…

            Gece hafif hafif gündüzün aydınlığına bırakmak üzere yerini; bir nöbet değişimi var. Bohçasını toplamış kapıdan çıkmak için bekliyor. Yaşadığı ne varsa beraberinde alıp götürüyor günün ağarmasıyla. İstesem de geri getirmemin imkanı yok. İşte yine yalnızlığımla baş başayım Şilan.

           Gönlümde bir inşirah belirsin istiyorum ama olmuyor. Sabahın erken saatleri artık. Güneşin şavkı vurmadan yüzüme sahilde kısa bir gezintiye çıkıyorum. Denizin kıyıya hafif hafif vurdukça çıkardığı dalga seslerini dinleyerek geçiriyorum vaktimi. Can sıkıntısından ne yaptığımı bilmeden bir şeyler karalıyorum kumlara Şilan.

           Ben yazıyorum dalgalar yok ediyor. Uzunca bir zaman böyle devam ediyor dalgayla cedelleşmemiz. Her defasında sileceğini bildiğim halde yazmaktan vazgeçmiyorum. Uzun uğraşlardan sonra isminin bir tek kelimesi kalıyor kumlarda. Sonra takatsiz kalmış vücudumu sere serpe atıyorum kumsala ve uzanıyorum boylu boyunca. Gözlerim bir noktaya takılıp kalıyor ve ben kısa bir zaman sonra dalıyorum hülyalara. Seni dağlara taşlara kumlara ve sulara yazmak isterdim Şilan.

           Balıklar gibi azimli olmak isterdim tüm zorluklara karşı su altında hayat sürdürebilmenin zevkini yaşamak için. Karıncalar kadar çalışkan olmak isterdim herkes bir kenarda keyfini çıkarırken hayatın onlara aldırış bile etmeden çalışmanın tatlı telaşını yaşamak için. Martılar gibi özgür bir şekilde avazım çıktığı kadar bağırmak isterdim havada süzülürken haykırmanın nasıl bir duygu olduğunu anlamak için Şilan.

           Patika yolların usulca kıvrımlarında süzülürken dağın en zirve noktasında olmanın mutluluğuyla ayaklarımın altındaki manzarayı doyasıya seyretmek isterdim. Bir de dağların sarp yamaçlarında açan en güzide çiçeklerden olmak isterdim ulaşılamamanın verdiği hazzı tatmak için. Aslında çok şey olmak isterdim biliyor musun? Ama olmak istediklerim hayalden öte bir şey olmuyor. Yani ki buğu bakışlım sen olmayınca hayatımı hayaller parselliyor. Hayatın gerçekleriyle yüzleşmekten inan korkuyorum sen olmayınca. Gel be Şilan gel de şu hayal aleminden koparıp al beni.

            Yavaş yavaş kendime geliyorum. Bir hayli zaman olmuştu gözlerimi açtığımda. Doğruluyorum usulca uzandığım yerden. Uykularıma acılar sızmış ve keder bürümüştü her yanımı. Durağan bir hayat sanki yaşadığım. Uyuşuk bir beden ve titrek bacaklarla ayakta kalmak için yoğun çaba harcıyorum. Dizlerimin feri çekilmiş sanki Şilan.

           Sarkıttım umut kuyularına kendimi ve her defasında acı çektim umut yerine. Seni düşünmekten kokun sinmiş üstüme. Yorgunum, dizlerim, ellerim, gözlerim ve bedenim yorgun. Git gide tükeniyor umudum. İnsanların ne acıma var yüreklerinde nede merhamet Şilan. Bu değerler onlara çok uzak. Çaresiz kalıyorum sokaklarında şehrin ve üşüyorum karanlığında gecenin. Dalında son yaprağı kalmış ağacı oluyorum. İnsanlar çok gaddar olmuş Şilan.

           Her gelen son yaprağı düşürmek için çabalıyor. Düşersem al beni düştüğüm yerden ve koy kalbinin üstüne. Rüzgar esiyor ve taşıyor acılarımı yarınlara. Durmadan bir hasret büyüyor içimde; bir acı. Avazım çıktığı kadar bağırmak ve unutmak istiyorum her şeyi. Ben unuttukça yerine yenileri yeşeriyor Şilan.
           Yıldızlı geceler yok artık. Susmanın sınırına dayandım sanırım. Susuyorum; hasrete, özleme ve sana susuyorum. Gel artık gel ve al beni.
           Dertten acıdan ve hasretin koynundan Şilan.


           Muhammed Faruk ARSLAN