Soğuk kentin çıkmaz sokaklarında soluyorum hayatı. Engebeli kuytuların içsellerindeki zifos yığınlarının içinde yok olmuş mutlulukları özümsemeye çalışıyorum. Tahtadan yapılmış kulübeler etrafında koşuşturmayla geçiyor çocukluğum. Yıldızlı geceleri zifiri karanlığa yakılmış bir mum olarak algılıyorum. Tam tepemde koca bir tepsi gibi duran ayın suya yansımış suretini çocuk yanlarımla yakalamak için verdiğim amansız uğraşı tahayyül ediyorum arada bir. Zaman dilimi ilerledikçe gecenin en karanlık yanına; yorgun ve bitkin bir bedenle evin yolunu tutuyor fersiz kalmış ayaklarım. Attığım her adım sonrasında cırcır böceklerinin serenatları yayılıyor semaya. Çıkan her ses yankısını buluyor. Her şeyi bir sonraki güne bırakıyorum.

           Sokakta kimsecikler yok bugün. Bunca kalabalığına rağmen bir ben kalmışım kentin bunaltan havasını soluyan. Tatlı esintilerle yorgun gecenin sabahında mavi bulutlar yağmur yüklenmiş göğüslerine. Tüm ihtişamıyla semada almış yerini. Dokunsan içli içli ağlayacak. Uzun aradan sonra rahmet taneciklerine kavuşacak toprak. Canlılar ruh bulacak yağan her taneyle. Sıcaktan dolayı büktükleri boyunlarını mağrur şekilde kaldıracak çiçekler. Verimli olmak adına özümseyecek suyu bahçeler. Kavuran sıcağa rağmen daha gururla bakacak güneşe ağaçlar.

           Yaz ayında yağan yağmurun çisil çisil düşmesi yok mu hele. Rahatsız etmeden surata hafifçe çarpması bir hoş ediyor. Yılların ağırlığı altında kalmış vücudumun yalazınada yağacak. Dimağımın en ücra köşesinde yağmura dair berkittiğim sözcüklerim sırılsıklam olacak. Kimse olmayacak yanımda. Bugün sensiz ıslanacağım. Delidolu olacağım. Tadını çıkaracağım yağmurun. Kırçıllaşmış saçlarıma yağdıkça gözlerimde eşlik edecek düşen her damlaya. Daralan damarlarımdan kan pompalarken kalbim tüm hücrelerime yağmurun her damlasıyla daha da hızlanacak. Bedbin bir ruha ferahlık verecek. Takatsiz kalmış ayaklarıma kuvvet gelecek. O an belirgin bir şekilde artacak direncim. Ve boşalacak sonra en gür haliyle sağanak sağanak.

           İşte gök gürlüyor bardaktan boşalırcasına yağıyor yağmur. Henüz hava soğuk değil ve esmiyor rüzgar. Kimseler kaçışmıyor. Süreğen bir şekilde devam ediyor bu. Ben makus talihimin vermiş olduğu mecruh bir halle izliyorum olanları. Arada bir yudumlarken damağıma acı bir tat bırakan kahvenin henüz başındayım. Sana dair saf kelimeleri dimağımda berkitiyorum. Yağmurun yüzünde bıraktığı tebessümün sonrasındaki halini düşünüyorum. Yeryüzünü suyuyla taltif ediyor yağdıkça. Kısa bir süre sonra yerini kemer gibi gökyüzüne çekilmiş gökkuşağına bırakarak çekiliyor. Yavaş yavaş kayboluyor semadan. Önce vücudu hafif hafif okşayan rüzgar esiyor. Ardından her zaman olduğu gibi güneş alıyor yerini. Toprak kokusu yayılıyor öbek öbek.

            Yağmur damlaları yaprakların ucunda beliriyor. Düştü düşecek derken usulca bırakıyor kendini gözden akan yaş gibi. Soğuk kış gününde sıcak çayın gönle verdiği huzuru veriyor toprağa yağmur. Bunalmış yüreğe serinlik ve ferahlık oluyor. Kesif duyguların yalazında yanan ruha bahşediyor en serin yanını. Kimine huzur oluyor kimine hüzün. Doyumsuz sevinç oluyor bazen. Aynanın kendini gören yüzünden bakıyor herkes yağan yağmura. Ektiği topraktan verim bekleyen çiftçi için nimet oluyor yağmur. Susuz kalmış toprağa bereket yada afet oluyor bazen. Sürpriz olmuyor değil.

            Aniden hazırlıksız yakalayıp eve kapanmak zorunda bırakabiliyor. Sırılsıklam ıslanmak için yağmurda yürümek ister ya insan. Hep bir ukdedir bu isteyipte dışa vurulamayan ve öylede kalıyor yıllarca. Kahvemin bitmesiyle dışarıya şöyle bir göz atıyorum odamın camından. Yağmur durmuş hava açmıştı.Işıl ışıl her yer.

           Müphem kalmış duygularla dışarı çıkıp çıkmamakta kararsız kalıyorum. Sonrasında seyyahı oluyorum gönlümün. Atılan adımlarla kendimi doğanın güzellikleri içinde buluyorum. Hava almak gayesiyle çıkıyorum. Düşüncelerle adımlıyorum kaldırımları uzun bir zaman. Güneş ansızın kayboluyor semadan. Yüzüme düşen ilk damla tekrar yağacak yağmurun habercisi oluyor. Islanayım diyorum kaçmadan sığınmadan bir yerlere. Adımlar sıklaşsa da sakin yürümek için çaba harcıyorum.
Başıma ve sırtıma derken hızını gittikçe arttırıyor. Islanmak doyasıya ve yürümek durmadan usanmadan. O yağıyor ben ıslanıyorum. Sonra ıslanmış bir halde geri dönerken bir şiirin giriş mısrası dolanıyor dilime. Durmadan terennüm ediyorum kendimce. “Yağmur insanlığa inen nur.“ Daha başında duruyor ve düşünüyorum şiirin. Dönüp dönmemek arasında ikilemde kalıyorum. Vazgeçiyorum o an dönmekten. Yağmur dinene kadar sokak ortasında bekliyorum öylece.

            Bir sevgili bekler gibi. Yıllarca  dinmeyen hasretin dinmesi gibi. Özlemlerin son bulup rahata ermesi gibi. Çekilen acıların bir anda dinmesi gibi. Uzun bir zaman dalıp gitmiş gözlerim yağan her tanecikle. Hani bir noktaya takılır ya bakışlarımız sonra aniden yüksek bir sesle kendinize gelirsiniz. Ne kadar beklediğimi bilmiyorum ama gözlerimi açtığımda hastanenin bana ayrılmış odasında yorgun ve bitkin bir halde yatıyorum.

           Yağmur insanlığa inen nur. Nur ağır gelmiş olmalı bedenime. Sonraki mısralarında asıl manasını anlıyorum kendimce yorumladığım şiirin. Islanıp yorgun düşen bedenimi gayri ihtiyari uykunun efsunlu kollarına bırakıyorum. Ve son kez terennüm ediyorum o mısrayı. Yağmur insanlığa inen nur.


           Muhammed Faruk ARSLAN