Nil yanacak bu gece ay ışığı ve dağların gölgesi altında. Yanacak ve yükselecek müntehir insan kokuları. Düşmeyecek hiçbir duygu ve karışmayacak yürekten akan kan. Yanacak seher vaktinde günün ve hiçbir şey söndüremeyecek. Ruhumda yine depreşmeler var. Sarsıntılar geçiriyor kelimeler. Kalbe giden bir yol var derinlerinde gözlerimin.

 

 

 

 


            Kelimeleri vahalarından devşiriyorum yüreğe açılmış kuyusundan gönlümün. Kuyularından çıkıyor ay ve çıkıyor yıldız. Gönlüm bir ay kadar berrak bir yıldız kadar parlak ve cilalı. Korkunun ruhu ürperten tadı ve gece boyunca yorgun düşen cümleler.

            Dağlar mekanımdır, kalem silahım, umut; engebeli yürek kıvrımlarının yüksek yamaçlarında açan bir gül. Şimal rüzgarları döşüme vurdukça sallanıyor umudum. Sularında canlıların hayat bulup müntehir küllerinin savrulduğu, koynunda bir Musa ve sevdasını büyük iştiyakla anlattığım bir Yusuf barındıran ey Nil. Bugün biraz hüzün ve is kokuyorsun. Yangını var sinende umutlarımın. Uzun ve bitmeyecek gibi görünen bu gece neden bu kadar tedirginsin. Söyle ve köpür köpürebildiğin kadar çatlamış yüreklerin topuk uçlarına.

            Ey Nil! hadi kabar ve taş sığamadığın yatağından. Taş ki hasretinden gözü yolda, gönlü darda olan çölü, sıcaktan kavrulan kumu, serap gören ağaçları kandır suyunla. Ürperten bir koku ağır ağır geziyor tüm şehri ve çöküyor üzerine karabasanlar. Lakin can yakıcı irili ufaklı damlalar iniyor gökten yerin kalbine. Ağır bir hastalıktan kurtuluyor arz.

            Günün erken ama çok erken saatleri. Nil kabarmış gözyaşı olup akmıştı. Her şey sükun bulmuştu. Çöller dağlar, ağaçlar, taşlar ve de kuşlar. Ey Nil!  sen gönlümün cam kırığı, yüreğimin küf kokan yanı, iki tarafı keskin bıçak, tenime değen yalaz, saçıma sinen gölge ve gönlümün buzdağısın. Al beni koynuna çıkarma ta ki gök çatlayıp yıldızlar yağana kadar..

             Yağdıkça baharlar eksin, çiçekler can bulsun, umutlar yeşersin, rüzgarlar sevinç şarkıları söylesin, bulutlar el çırpsın gürültüleriyle, kuşlar koro oluşturup serenatlar versin, kelebekler bir günlük ömürlerine bir gün daha eklesin, ağaçlar vecde gelip sallanarak zikre dursun, dağlar kara bir kışın ardından toz pembe baksın hayata, güneşin yüzünde güller açsın batana kadar.

              Taşlar birbirine anlatsın tüm olanları. Ve tanıklık etsin konuşmalarına her kıvrımında bir intizar barındıran dereler. Islandığında tomurcuklar patlasın ağaçların dallarında. Sıcak gecelerde tüm canlılar usul usul girsin uykunun efsunlu kollarına. Toprak döşek olsun, gece yorgan yıldızlar aplik ve ifil ifil essin imbatlar. Kayan her yıldızı heybeme doldurup süzsem uykunun imbiğinden. Düşler devşirsem gecenin koynundan ve ağır aksak uykularıma can gelse.

              Damarlarıma kan yerine umut pompalasa kalbim. Bedbin bir gecenin sabahında ahenk içinde gürül gürül akan Nil nehrinin kıyısında güneşin ensemi hafif hafif yakmasıyla açıyorum gözlerimi. Silkin artık ey Nil! ve sal kendini. Sen çağladıkça inşirah bulacak gönüller. Rüzgarlar umut taşıyacak gönlüne umutsuzluk diyarlarının. Can katıver aktığın her yere.

              Ey Nil! kulağına fısıldıyorum mum ışığında umutsuzluğa düştüğüm anları. Sen ki kımıldamaya derman kalmadığı anlarında çağlarsın nazik ve narin bedenlere. Sen ki tanıklık edersin güneşin halelerine. Hoyratça esen rüzgarla merhametsizlik çökecek kıyılarına. Sessizliğinde çölün bir çığlık kaplayacak bulutları.
Yağmur yağdığında esir alacak güneşte kavrulmuşları.
              Ey Nil!  kıyılarında uçuşan kelebekler sularını yükleyecek kanatlarına. Son gayretiyle derin bir nefes alıp güneş toplamaya koyulacak. Kırlangıçlar kanatlarını son kez veda niyetine çırparak uçacak bir daha dönmemek üzere.
Ve irtifa kaybedecek uçarken. Kanadından düşen her su damlasıyla ıssız çöllerde çiçekler açacak. Bir damla serinlik olacak bir damla nehir susamış çöle. Ve tüm olan bitene tebessüm edecek gözlerim.

             Gün bitmeden tutunduğum bütün sızılar, ne Nil’in sevdasından, ne hoyrat bir elin kopardığı gülün dalından nede canını gül için veren bülbülün aşkından. Günlüme bir kor gibi düşen müntehir korkusunun gözbebeklerimde kımıldayan tebessümü kadar yakın, dimağımın tahayyül edemeyeceği yıldızların ısıtmakta güçlük çektiği kadar uzak

Öpüyorum yine de ey Nil! gözünden soğuk ve serin yüreğinden…

Muhammed Faruk ARSLAN