Uzun bir geceden sonra gün doğuyor ve güneşin huzmeleri ışığa hasret
kalmış odama penceremden hafif hafif sızıyor. Hadi uyan artık uyanma vakti Zelal.
Sabahın sessizliği uykunun mahmurluğuyla esir almış gözlerini.
Oysa şefkatle sallayıp uyutmaya çalışırken melül bakışların ve arada
bir kapanıp açılan gözlerin yavaşça uykunun kollarına kendini bırakalı
hayli zaman olmuştu. Gece mızmızlandığın zamanlar arada bir çıkardığın
ama anlamını yalnız kendin bildiğin sesler ve neticesinde uykusuz geçen geceler.
Hani yavrum ilk doğduğun gün gözlerini açmış etrafı şöyle bir süzmüştün.
Bir bana birde etrafındakilere bakmıştın sonra tekrar kapamıştın çakır gözlerini.
Akrep yelkovanı her zamanki gibi kovalayarak geçiyordu zaman ve onca gürültüye
rağmen o ufacık boyunla koca bir ağlama sesiyle acıktığını haykırmıştın annene.
Karnını doyurduktan sonra tekrar hafifçe aralanan gözlerle etrafını süzmüştün.
Bir isimin olmalıydı senin tıpkı sana yakışacak seni anlatacak söylendiğinde
seninle özdeş olacak bir isim. Saf temiz ve berrak yani Zelal
Kolay mıydı baba olmak alınacak malzeme çoğalıyordu. İlkin de ekmek alıyorduk
eve idare edecek kadar kuru gıda ve sebzeler. Şimdi çoğaldı alınacaklar bez merhem
fitil derece adını sayamadığım envai çeşit malzemeler. Gerçi bunlar yenmiyor ama
yük ağır sorumluluk büyük dert asıl şimdi başlıyor duyuyor musun Zelal.
İnsanın evladı olunca dertleri de çok olurmuş böyle diyor büyükler.
Ya ben yanlış anlıyorum söylevlerini yada onlar daha başka anlam yüklüyorlar kelimelere.
Hadi tatlı dillim güler yüzlüm sabah oldu bak işe gitmem lazım uyan Zelal.
Unutamadığım anlarla dolu doğumun biliyor musun Zelal. Doğuşunun üçüncü günü gözlerini açtığın hastaneden eve doğru gidiyoruz ağır aksak. Sen hiçbir şeyden haberin olmadan bir yerden diğer yere hicret ediyorsun. Özlem ve hasretle geçen beş yılın ardından bereket ve sevinçle evimize getirdiğin mutluluk. Akşam olmuş hava kararmıştı saatler tamı tamına gece on ikiyi gösteriyordu karnın tok altın kuru ama bir türlü uyku girmiyordu gözlerine. Herkes uyumuştu gökte yıldız ve ay yerde ağaçlar insanlar ve tüm canlılar. Uykusuz bir ben bir sen birde annen kalmıştı. Kucağıma aldığımda sadece iki elimin avuçları yetiyordu seni kavramaya bir elim başının diğeri sırt ve ayaklarının altında. Sallıyorum seni avuçlarımda uyuman için inan hiç öykünmeden hiç buruşturmadan yüzümü hem de sabahın dördüne kadar.
Sonra bir ara kesilen sesinle beraber dalıp gittiğim tatlı uykular. Gözlerimi yine senin sesinle açıyorum sabaha. Bu şekilde geçen nice aylar. Bir akşam işten eve dönüyorum hava berrak gökyüzü sakin ve pırıl pırıl parlayan yıldızlar almışlar yerlerini hemen ortalarında kocaman dolunay. Bu gece güzel şeyler olacak diyerek yürüyorum. Her şey sakin dışarıda cırcır böceklerinin sesi ve sinek vızıldamalarından başka bir şey duyulmuyor birde onlara eşlik ederek hafifçe esen rüzgar. Hadi Zelal uyan artık bırak uykuyu bak gitmem lazım uyan gül yüzlüm.
Günler böyle geçiyor. Yine yorucu bir günün ardından varıyorum eve. Odadan içeri girer girmez kapıya bakan bir çift göz ve atılan tebessümler tüm yorgunluğumu alıyor. Sadece gözlerine bakıyorum ve kayboluyorum derinliklerinde bir huşu veriyor bana ferahlatıyor ruhumu çünkü baba ve kızın muhabbetti gözlerde başlar biliyor musun Zelal o yüzden derin derin bakıyorum .
Günler geçiyor artık çıkan ilk dişin müjdesi ve o gece yükselen ateş korkutuyor bizi. İki defa düşürmemize rağmen sonuç sabahın altısı acil servis. Evet dertler yavaş yavaş başlıyor Zelal. Bir kaç gün sonrası yani mahzun ve buruk çehrenin tekrar tebessümlere bıraktığı zamanlar. Cırt pembe emziğin kadar sevmemiştin hiçbir şeyi. Ağladığında bile onu görür görmez yüzündeki ifadeler bir anda değişiyordu.
Ve ilk baba deyişin her ne kadar arkadaşlar o mama demiştir sen baba anlamışsındır deseler de sen ısrarla baba diyordun Zelal. Uzun bir zamandan sonra ilk sözün baba olmuştu. Sonrasında devam eden gitti kelimesi yerine tiii ve her defasında hu Allah ilahisi ile sağa sola sallanmalar takip etmişti bunları. Şimdi kocaman bir kız oldun yakında iki yaşına gireceksin. Allah nasip ederse ayaklanıp yürümeye başlayacaksın herkes gibi. İşte o zaman sorumluluklar daha da artacak ve sende tek başına ayakta durabilmenin zorluklarını yaşayacaksın. Yetmedi mi bu kadar uyku Zelal kalk artık kızım bak sabah oldu.
Uyan artık uyan tatlı uykudan.
Hadi Zelal.
Uyan.
Bak gidiyorum.
Umutsuz bir şekilde kapıdan çıkarken duyulan bir sesle seviniyorum.
tiiiii.
Muhammed Faruk ARSLAN |